• Original Article
    Sex Differences in the Effects of Anxiety and Anxiety Sensitivity on Visual Perception
    DOI:10.15197/ejgm.01470
    Objective: Most previous studies investigating the relationship between visual perception and anxiety have found that anxiety-provoking stimuli are perceived as relatively larger in size. Thus, the present study used neutral stimuli to investigate the relationships among anxiety, anxiety sensitivity (AS), and visual perception in a group of male and female university students. Methods: The Visual Size Perception Assessment Test (V-SPAT), which requires subjects to define a neutral figure in a dichotomous manner (i.e., tall/short, large/small, wide/narrow, crowded/deserted) was administered to all participants (n:76). Additionally, the anxiety level and AS of each participant was determined using the Beck Anxiety Inventory (BAI) and the Anxiety Sensitivity Index-3 (ASI-3), respectively. Results: The BAI and ASI-3 total and cognitive scores of female participants were correlated with perceptions of “deserted”, whereas their ASI-3 social scores were correlated with perceptions of “short”. The ASI-3 cognitive scores of male participants were correlated with perceptions of “crowded”, and their ASI-3 physical scores were correlated with perceptions of “tall”. The present findings indicate that the visual perception of neutral objects is correlated with anxiety and AS. Conclusion: Furthermore, these data revealed sex differences in the relationship between AS and visual perception in that males perceived the objects as larger and females perceived them as smaller. Key words: Size perception, anxiety, anxiety sensitivity, sex differences, visual perception Anksiyete ve Anksiyete Duyarlılığının Görsel Algı Üzerindeki Etkisi ve Cinsiyetlere Göre Farklılıkları ÖZET Amaç: Görsel algı ve anksiyete ilişkisini araştıran çalışmalar, anksiyeteyi tetikleyen uyaranların cisimlerin daha büyük olarak algılanmasına neden olduklarını bildirilmiştir. Bu çalışmada, nötral (anksiyete tetiklemeyen) görsel uyaranlarla, anksiyete, anksiyete duyarlılığı ve görsel algı ilişkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır.Yöntem: Üniversite öğrencilerinden oluşan gönüllülere (n:76), nötral figürlerin dikotomize edilerek sınıflandırılmasını amaçlayan (uzun/kısa, büyük/küçük, geniş/dar, sık/seyrek) Görsel Büyüklük Algısı Değerlendirme Testi uygulanmıştır. Test sonrasında katılımcılara Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ) ve Anksiyete Duyarlılığı İndeksi-3(ADI-3) uygulanarak katılımcıların anksiyete ve anksiyete duyarlılığı düzeyleri belirlenmiştir. Bulgular: Kadınlarda, BAÖ, ADI-3 toplam ve ADI-3 bilişsel puanları seyrek algılama ile, ADI-3 sosyal puanları da kısa algılama ile ilişkiliydi. Erkeklerde ise ADI-3 bilişsel puanları kalabalık algılama ile ADI-3 fiziksel puanları da uzun algılama ile ilişkiliydi. Bu çalışmanın bulguları görsel algının nötral objelerde de anksiyete duyarlılığı ve anksiyete ile ilişkili olduğunu göstermiştir. Sonuç: Bununla birlikte bu ilişki cinsiyetlere göre farklılık göstermektedir. Yüksek anksiyete duyarlılığına sahip olan erkekler cisimleri daha büyük olarak algılarken, kadınlar daha küçük algılama eğilimindedirler. Anahtar kelimeler: Büyüklük algısı, anksiyete, anksiyete duyarlılığı, cinsiyet farkı, görsel algı
  • Original Article
    The Role of Ultrasonography for Differentiating and Management of Malignant Cervical Lymph Nodes
    DOI:10.15197/ejgm.01416
    Objective: To investigate the value of grey scale and Doppler ultrasonography in the assessment of metastatic and lymphomatous cervical lymph nodes. Methods: One hundred and nineteen malignant cervical lymph nodes in 119 patients diagnosed as malignant according to grey scale, color Doppler and spectral Doppler ultrasonography features were included in this study. The sizes, shape, echo pattern, echogenic hilus, nodal border, cystic necrosis and coagulation necrosis, vascular distribution pattern, resistivity and pulsatility index values of lymph nodes were noted. All patients had histopathological diagnosis. Results: The final diagnosis of the 42 lymph nodes was lymphoma, and of the 77 lymph nodes was carcinoma metastasis (33 thyroid carcinoma metastasis and 44 squamous cell carcinoma metastasis). While a hyperechoic pattern and calcification were detected in the lymph nodes originating from thyroid carcinoma as 39% and 33%, respectively, a reticular pattern (26%) and low resistive and pulsatility indices were detected in lymph nodes originating from lymphoma. These criteria were statistically significant for the differential diagnosis (p<0.05). Size, shape, hypoechoic echo pattern, absence of echogenic hilus, nodal border, cystic necrosis, coagulation necrosis and vascular distribution pattern were not found to be significant for the detection of a primary tumour. Conclusion: Hyperechoic echo pattern, reticular pattern, calcification, low resistivity and pulsatility indices are useful parameters for the differential diagnosis of malignant cervical lymph nodes. These ultrasonography critaria can be used for assesment and management of unknown primary malign neck nodes. Key words: Lymphoma, lymph node, metastasis, ultrasound ÖZET Amaç: Metastatik ve lenfomatöz servikal lenf nodlarının değerlendirilmesinde gri skala ve Doppler ultrasonografinin değerini araştırmak. Yöntem: Gri skala, renkli Doppler ve spectral Doppler ultrasonografi özelliklerine göre malign tanı alan 119 hastaya ait 119 malign servikal lenf nodu bu çalışmaya dahil edildi. Lenf nodlarının boyut, şekil, eko paterni, ekojenik hilus, nodal sınır, kistik nekroz ve koagülasyon nekrozu, vasküler dağılım paterni, rezidivite ve pulsatilite indeks değerleri kaydedildi. Bütün hastalar histopatolojik tanı aldı. Bulgular: Kırkiki lenf nodu lenfoma, 77 lenf nodu karsinom metastazı (33 tiroid karsinom metastazı, 44 squamöz hücreli karsinom metastazı) tanısı aldı. Tiroid karsinom metastazlarında hiperekoik patern ve kalsifikasyon sırasıyla %39 ve %33 oranında bulundu. Lenfomatöz lenf nodlarında retiküler patern (%26) ve düşük rezidivite ve pulsatilite indeks değerleri saptandı. Bu kriterler ayırıcı tanıda istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0.05). Boyut, şekil, hipoekoik patern, ekojenik hilus yokluğu, nodal sınır, kistik nekroz, koagülasyon nekrozu ve vasküler dağılım paterni primer tumor saptanmasında anlamlı bulunmadı. Sonuç: Hiperekoik patern, retiküler patern, kalsifikasyon, düşük rezidivite ve pulsatilite indeks değerleri, malign servikal lenf nodlarının ayırıcı tanısında faydalı parametrelerdir. Bu ultrasonografi kriterleri primeri bilinmeyen malign servikal lenf nodlarının değerlendirilmesinde ve yönetiminde kullanılabilir. Anahtar kelimeler: Lenfoma, lenf nodu, metastaz, ultrasonografi
  • Original Article
    The Effect of a Modified World Health Organization Surgical Safety Checklist on Postoperative Complications in a Tertiary Hospital in Iran,2012
    DOI:10.15197/ejgm.01442
    Objective: The aim of this study is to modify the World Health Organization (WHO) Surgical Safety Checklist in order to be compatible to a hospital in Iran and measure effect of implementing this checklist on postoperative complications.Methods: In a cross-sectional study the views of surgeons and anesthesiologists of the main teaching hospital in Tabriz -Imam Reza Hospital- were taken by a form attached to the main checklist. The participants in this study asked to write their opinions on each item of checklist based on the environment of the hospital. Then, we performed before-after study to determine effect of a modified checklist implementing on postoperative complications.Results: Surgeons and anesthesiologists had consensus on 15 of 19 items of checklist to remain the same and just 4 items recommended to be changed. In pre intervention period of study, 100 patients (51 males and 49 females) were enrolled with the mean age of 48.5±13.5 years. The number of patients in the post intervention period was the same, but 49 males and 51 females, the mean age was 47.5 ±14.6 years. The incidence of any complications in pre intervention period was 30%, but this rate in post intervention period was 12% and the difference between 2 periods of study was statistically significant (p=0.002). Conclusion: World Health Organization Surgical Safety Checklist is better to modify based on the local needs and facilities in each hospital. After implementing of a modified surgical safety checklist, complications decreased by 58%. Key words: Patient safety, surgical checklist, surgical complications, WHO Modifiye Dünya Sağlık Örgütü Cerrahi Güvenlik Kontrol Listesinin İran Üçüncü Basamak Bir Hastanede Postoperatif Komplikasyonlar Üzerine Etkisi, 2012 ÖZET Amaç: Bu çalışmanın amacı Dünya Sağlık Örgütü (WHO) Cerrahi Güvenlik Kontrol Listesinin İran'da bir hastaneye uyumlu hale getirelmesi ve postoperatif komplikasyonlarda bu kontrol listesinin uygulama etkisini ölçmektir. Yöntem: Tebriz -Emam Reza Eğitim Hastanesinde cerrah ve anestezist görüşlerinin kesitsel bir çalışmasında ana kontrol listesine bağlı bir form tarafından alınmıştır. Bu çalışmada katılımcıların hastanenin ortama göre kontrol listesinin her bir öğe üzerinde görüşlerini yazmaları istendi. Daha sonra biz postoperatif komplikasyonlar üzerinde modifiye kontrol listesi uygulamasının etkisini belirlemek için cerrahi önce ve sonrası uyguladık. Bulgular: Cerrahlar ve anestezistler kontrol listesinin 19 maddesinin 15'inde görüş birliğine sahipti ve sadece 4 ünün değiştirilmesi tavsiye edildi. Çalışmanın müdahale öncesi döneminde yaş ortalaması 48.5±13.5 yıl olan 100 hasta (51 erkek ve 49 kadın) alındı. Müdahale sonrası dönemde hasta sayısı aynıydı. Bunların yaş ortalaması (49 erkek ve 51 kadın) 47.5±14.6 yıl idi. Müdahale öncesi dönemde herhangi bir komplikasyon oranı %30 idi, fakat müdahale sonrası dönemde bu oran %12 idi ve çalışmanın 2 dönem arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı idi (p= 0.002). Sonuç: Dünya Sağlık Örgütü Cerrahi Güvenlik Kontrol Listesi her hastanede yerel ihtiyaçlara ve tesislerin imkanlarına göre değiştirmek daha iyidir. Modifiye cerrahi güvenlik kontrol listesinin uygulanması sonrasında komplikasyonlar% 58 oranında azalmıştır. Anahtar kelimeler: Hasta güvenliği, cerrahi kontrol listesi, cerrahi komplikasyonları, WHO
  • Original Article
    The Role of Dynamic Contrast Enhanced Magnetic Resonance Imaging in Differentiation of Soft Tissue Masses
    DOI:10.15197/ejgm.01412
    Objective: To show the magnetic resonance imaging characteristics of soft tissue masses, and to evaluate the aid of contrast-enhanced static and dynamic magnetic resonance imaging for the differentiation of benign and malignant lesions. Methods: A total of 35 soft tissue masses (16 benign and 19 malignant) were included in this prospective study. Diagnoses of 32 massses (all malignant and 13 benign masses) were histologically confirmed. Diagnoses of 3 benign masses (hematomas) were confirmed with clinical follow-up. Magnetic resonance (MR) images were performed with a 1.5 T MR system (Philips, Medical Systems, The Best, Netherlands). Body coil or surface coil was used depending on the location and size of the lesion. T1 weighted (W) turbo spin-echo (TSE), T2 -W TSE and short tau inversion recovery (STIR) sequences, dynamic contrast-enhanced (DCE) MR images were performed, followed by static contrast-enhanced MR images. The frequency distribution of the individual magnetic resonance imaging (MRI) parameters in the benign group was compared with that in the malignant group by using the Chi-square test. Results: On non-enhanced images; tumor size, peritumoral edema, bone and neurovascular involvement were statistically significant between benign and malignant lesions. Presence of necrosis was only seen in malignant lesions on static contrast-enhanced images. The sensitivity, spesificity and overall accuracy of DCE images for the differentiation of benign and malignant lesions was 94% 75% 86% respectively (p=0.0001). Conclusion: Our study shows that the use of DCE MRI can help for the differentiation of benign and malignant soft tissue tumors. Key words: Soft tissue tumors, magnetic resonance imaging Yumuşak Doku Kitlelerinin Ayırımında Manyetik Rezonans Görüntülemenin Rolü ÖZET Amaç: Yumuşak doku kitlelerinin manyetik rezonans görüntülemenin karakteristiklerini göstermek ve benign ve malign lezyonların ayırımında statik ve dinamik kontrastlı manyetik rezonans görüntülemenin yardımını değerlendirmek. Yöntem: Bu prospektif çalışmaya toplam 35 yumuşak doku kitlesi (16 benign ve 19 malign) dahil edildi. Otuziki kitlenin (tüm malign ve 13 benign kitle) tanısı histolojik olrak doğrulandı. Üç benign kitlenin (hematom) tanısı klinik takiple doğrulandı. Manyetik rezonans görüntüleri 1.5 T MR sistemi (Philips, Medical Systems, The Best, Netherlands) ile yapıldı. Lezyonun yerleşimi ve boyutuna göre vücut sarmalı veya yüzeyel sarmal kullanıldı T1 ağırlıklı (A) turbo spin-eko (TSE), T2 -A TSE and short tau inversion recovery (STIR) sekanslar, dinamik kontrastlı MR görüntülerini takiben statik kontrastlı MR görüntüleri alındı. Frekans dağılımları ve her bir manyetik rezonans görüntüleme parametreleri ki-kare testi kullanılarak malign ve benign gruplar karşılaştırıldı. Bulgular: malign ve benign lezyonlar arasında kontrastsız görüntülerde tümör boyutu, peritümöral ödem, kemik ve nörovasküler tutulum istatiksel olrak anlamlıydı. Nekroz varlığı statik kontrastlı MR görüntülerinde yalnızca malign lezyonlarda görüldü. Benign ve malign lezyonların ayırımında dinamik kontrastlı MR görüntülerinin sensitivite, spesifisite, toplam doğruluğu sırasıyla %94, %75, %86 idi (p=0.0001). Sonuç: Bizim çalışmamız benign ve malign tümörlerin ayırımında dinamik kontrastlı MR görüntülerinin yardım edebileceğini gösterdi. Anahtar kelimeler: Yumuşak doku tümörleri, manyetik rezonans görüntüleme, kontrast materyal
  • Case Report
    Epithelial-Myoepithelial Carcinoma with High Grade Transformation of Nasal Cavity
    DOI:10.15197/ejgm.01447
    High grade transformation in epithelial-myoepithelial carcino¬ma is a recently defined entity with only a few cases reported in the literature. We present a 59 years old female patient with a polypoid lesion in nasal cavity, together with clinical com¬plaints as recurrent epistaxis and stuffiness. Histological and immunohistochemical examination of the surgically excised le¬sion revealed a diagnosis of epithelial-myoepithelial carcino¬ma with high grade transformation. Epithelial-myoepithelial carcinoma originates from salivary glands, mainly parotid gland. Other affected sites are submandibular gland and minor sali¬vary glands. Epithelial-myoepithelial carcinoma is characterized by double layered duct-like structures. Greater cytologi¬cal atypia, higher mitotic rate, presence of necrosis and loss of the biphasic duct-like structures are features of high grade transformation. Local recurrence and cervical lymph node me¬tastases are seen with low incidence in classical epithelial-myoepithelial carcinoma, whereas epithelial-myoepithelial carcinoma with high grade transformation has high tendency for lymph node and distant metastases. Key words: Epithelial-myoepithelial carcinoma, high grade transformation, nasal cavity, case report Nazal Kavitenin Yüksek Dereceli Transformasyon Gösteren Epitelyal Myoepitelyal Karsinomu ÖZET Epitelyal-myoepitelyal karsinomda yüksek dereceli transformasyon, son zamanlarda tanımlanmış ve literatürde sadece birkaç vaka olarak bildirilen bir antitedir. Biz bu çalışmada tekrarlayan burun kanamaları ve burun tıkanıklığı olan, nazal kavitede polipoid bir kitlesi bulunan 59 yaşında kadın hastayı sunmaktayız. Cerrahi olarak eksize edilen lezyonun histolojik ve immünhistokimyasal değerlendirmesinde yüksek dereceli transformasyon gösteren epitelyal-myoepitelyal karsinom tanısı kondu. Epitelyal-myoepitelyal karsinom başlıca parotis bezi olmak üzere tükrük bezlerinden kaynaklanır. Etkilenen diğer bölgeler submandibuler bez ve minör tükrük bezleridir. Epitelyal-myoepitelyal karsinom çift sıralı duktus benzeri yapılarla karakterizedir. Daha fazla sitolojik atipi, daha yüksek mitoz oranı, nekroz varlığı ve bifazik duktus benzeri yapıların kaybolması yüksek dereceli transformasyonun özellikleridir. Lokal nüks ve servikal lenf nodu metastaz insidansı klasik epitelyal-myoepitelyal karsinomda düşüktür, buna karşın yüksek dereceli transformasyon gösteren epitelyal-myoepitelyal karsinomun lenf nodu ve uzak metastaz eğilimi yüksektir. Anahtar kelimeler: Epitelyal – myoepitelyal karsinom, yüksek dereceli transformasyon, nazal kavite, olgu sunumu
  • Case Report
    Image of Pseudo-Stenosis of The Left Main Coronary Artery
    DOI:10.15197/ejgm.01449
    Angiographic detection of critical stenosis of left main coronary artery (LMCA) dramatically alters the patient's treatment approach. Therefore it should be examined further. This image of the LMCA may be due to sharp angulation, catheter-induced spasm or the relative stenosis due to ectatic LMCA. Operators can be avoided unnecessary revascularization procedures with further investigation. We report the image of angiographically severe stenosis of the LMCA due to a sharp angulation. Key words: Left main coronary artery, pseudo-stenosis, multislice computed tomography Sol Ana Koroner Arter (LMCA)’in Pseudo Stenoz Görünümü ÖZET Anjiyografik olarak tespit edilen Sol ana koroner arter’in (LMCA) kritik stenozları hastanın tedavi yaklaşımını dramatik olarak değiştirir. Bu yüzden daha ileri tetkikler yapılmalıdır. LMCA’nın bu görüntüsü keskin bir angülasyon, kateterin indüklediği spazm yada ektazik LMCA’nın relative stenozundan kaynaklanabilir. Operatörler daha ileri bir inceleme ile gereksiz revaskülarizasyon işlemlerinden kaçınabilirler. Biz anjiyografik olarak LMCA’da keskin angülasyonun neden olduğu ciddi stenoz görünümünü sunduk. Anahtar kelimeler: Left ana koroner arter, pseudo-stenosis, multislice computerize tomografi
  • Case Report
    Rhinolith Associated with Pseudomonas aeruginosa in a Diabetic Patient
    DOI:10.15197/ejgm.01461
    Rhinolithiasis is a rare condition in routine otolaryngologic practice and may cause chronic sinusitis. Pseudomonas aeruginosa is frequently found microorganism in chronic sinusitis. Although pseudomonas infections are not uncommon in chronic sinusitis, no report of co-existance of the trinity of rhinolithiasis, nasal pseudomonas infection and diabetes mellitus was found in the literature. This paper discusses the clinical features of rhinolithiasis in a 45-year-old diabetic female who presented with rhinolithiasis and nasal pseudomonas infection. Key words: Rhinolithiasis, pseudomonas aeruginosa, diabetes mellitus Diyabetik Bir Hastada Pseudomonas Aeruginosa ile İlişkili Rhinolithiasis ÖZET Rhinolithiasis, günlük kulak burun boğaz uygulamalarında nadir olarak görülen bir durumdur ve kronik sinüzite sebep olabilir. Pseudomonas aeruginosa kronik sinüzitte sıklıkla tespit edilen bir mikroorganizmadır. Pseudomonas infeksiyonları kronik sinüzitte nadir olammasına rağmen literatürde rhinolithiasis, nazal pseudomonas infeksiyonu ve diabetes mellitustan oluşan üçlüye dair herhangibir yayına rastlayamadık. Bu yazıda rhinolithiasis ve nazal pseudomonas infeksiyonu olan 45 yaşında diyabetik bir kadın hastadaki burun taşının klinik özellikleri tartışılmaktadır. Anahtar kelimeler: Rhinolithiasis, pseudomonas aeruginosa, diabetes mellitus
  • Short Communication
    Gastroid Achalasia
    DOI:10.15197/ejgm.01404
    A 69 years old male patient who described dysphagia lasting for 10 years had diagnosed with achalasia 5 years ago.

The journal is currently indexed/included in CrossRefBioline International, Chemical Abstracts Service, CINAHL Information System, EBSCO, Swets Information Services, Index Copernicus, SCOPUS, EMBASE, Turkiye Citation Index and TUBITAK ULAKBIM Turkish Medical Database.

  • SCImago Journal & Country Rank
  • Turk Medline
  • Crossref
  • Scopus
  • Ulakbim
  • Türkiye Atıf Dizini
  • EBSCO
Other Journals