• Original Article
    Tracheobronchial Foreign Bodies Aspirations in Adults: A 25-Years Experience
    DOI:10.15197/ejgm.1506
    Objective: The incidence of tracheobronchial aspirations of foreign bodies in adults is lower than in children. In this article, we aimed to present our experience in tracheobronchial aspiration of foreign bodies in adults during 25-years. Methods: From January 1990 to January 2015, 122 patients older than 16 years with suspected tracheobronchial aspiration of foreign body were included in this study. Patients’ data cards were retrospectively assessed according to age, gender, clinical symptoms and physical examination findings, localization and type of foreign body, radiologic findings and therapeutic options. Results: Ninety-six of the patients were female (78.7%) and 26 were male (21.3%). The age range was 17-70 years and mean age was 30.3 years. Rigid bronchoscopy was performed in all patients. Foreign bodies were seen in 112 patients (91.8%). Foreign bodies were extracted by rigid bronchoscopy in 109 patients. Thoracotomy and pneumotomy were performed in the remaining 3 patients. The most common foreign body was pin (83%). The chief symptom was cough (100%). The most common anatomic location of foreign bodies was right bronchial system (60.7%). The main radiologic finding was radiopaque image of the related foreign body (88.4%). Right lower lobectomy was performed in two patients because of bronchiectasis. Conclusion: If tracheobronchial aspirations of foreign bodies are not treated in early period, irreversible and suppurative lung diseases may occur as results of aspirations in later years. The education of societies about this subject is principal precaution in reducing the frequency of tracheobronchial aspirations of foreign bodies. Key words: Bronchoscopy, foreign body, atelectasis Yetişkinlerde Yabancı Cisim Aspirasyonları: 25 Yıllık Bir Tecrübe Yetişkinlerde Yabancı Cisim Aspirasyonları ÖZET Amaç: Trakeobronşiyal yabancı cisim aspirasyonlarının insidansı yetişkinlerde çocuklardan daha düşüktür. Bu çalışmada biz, 25 yıllık dönemde yetişkinlerde trakeobronşiyal yabancı cisim aspirasyonları hakkında tecrübelerimizi sunmayı amaçladık. Yöntem: Ocak 1990 yılından Ocak 2015 yılına kadar, 16 yaşından büyük şüpheli yabancı cisim aspirasyonlu 122 hasta bu çalışmaya dahil edildi. Hasta kartları, retrospektif olarak yaş, cinsiyet, klinik semptom ve fizik muayene bulguları, yabancı cismin lokalizasyonu, radyolojik bulgular ve tedavi yöntemlerine göre değerlendirildi. Bulgular: Hastaların 96’sı bayan (%78.7) ve 26’sı erkekti (%21.3). Yaş aralığı 17-70 yıl ve ortalama yaş 30.3 yıldı. Tüm hastalara rijid bronkoskopi yapıldı. Yüz on iki hastada yabancı cisim bulundu (%91.8). Yüz dokuz hastada yabancı cisim rijid bronkoskopiyle çıkarıldı. Kalan üç hastada torakotomi ve pnömotomi yapıldı. En sık yabancı cisim turban iğnesiydi (%83). Ana semptom öksürüktü (%100). Yabancı cisimlerin en sık lokalizasyonu sağ bronşiyal sistemdi (%60.7). En sık radyolojik bulgu ilgili yabancı cismin radyoopak görüntüsüydü (%88.4). Bronşektaziden dolayı 2 hastaya lobektomi yapıldı. Sonuç: Trakeobronşiyal yabancı cisim aspirasyonları, eğer erken dönemde tedavi edilmezlerse, daha sonraki yıllarda aspirasyonun bir sonucu olarak kalıcı ve süpüratif akciğer hastalıkları meydana gelebilir. Toplumların bu konu hakkında eğitimi, trakeobronşiyal yabancı cisim aspirasyonlarının sıklığını azaltmada esas önlemdir. Anahtar kelimeler: Bronkoskopi, yabancı cisim, atelektazi
  • Original Article
    The Predictive Role of Neutrophil to Lymphocyte Ratio in Chronic Obstructive Pulmonary Disease
    DOI:10.15197/ejgm.1554
    Objective: Recently neutrophil-to-lymphocyte ratio (NLR) -the level of neutrophil reflecting the severity of inflammation and lymphocyte occurring after physiological stress has been gaining popularity, which was, along with other inflammatory markers, commonly accepted as an accurate marker of the inflammatory status.In this multi-centered study, an early, rapid, and low-cost diagnosis method was investigated. To this end, the correlation between chronic obstructive pulmonary disease and inflammation was planned to be utilized and whether neutrophil-to-lymphocyte ratio can be used as a valid tool in the diagnosis of acute exacerbations of chronic obstructive pulmonary disease was investigated. Method: We retrospectively enrolled the 467 patients. Control group included sex and age-matched healthy people.C-Reactive protein, forced expiratory volume-1, forced vital capacity, complete blood count and clinical data A receiver-operating characteristic curve analysis was performed to determine the best cut-off value of N/L ratio and C-Reaktif protein to predict the exacerbation. Two-sided p values <0.05 were considered statistically significant. Results: By spearman analysis, there was a strong correlation between.C-Reactive protein and N/L ratio in both stable group (r=0.436, p<0.001) and exacerbation group (r=0.534, p=0.001). Conclusion: Neutrophil/lymphocyte ratio may bea useful predictor of inflammation in chronic obstructive pulmonary disease and acute exacarbation of chronic obstructive pulmonary disease patients. Key words: Acute exacerbation, chronic obstructive pulmonary disease, neutrophil-to-lymphocyte ratio. Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığında Nötrofil-Lenfosit Oranının Öngörücü Rolü ÖZET Son zamanlarda “nötrofil-lenfosit oranı (NLR)” denen, inflamasyon ciddiyetini yansıtan nötrofil ile fizyolojik strese bağlı olarak değişen lenfositin oranlanmasından elde edilen belirteç popülerlik kazanmakta olup diğer inflamatuvar belirteçlerle birlikte inflamatuvar durumun gerçek bir göstergesi olarak kabul edilir. Bu çok merkezli çalışmada, erken, hızlı, düşük maliyetli bir teşhis yöntemi araştırıldı. Kronik obstrüktif akciğer hastalığı ile inflamasyon arasındaki korelasyonun kullanımı planlandı ve kronik obstrüktif akciğer hastalığının akut alevlenmelerinin teşhisinde nötrofil-lenfosit oranının doğru bir araç olarak kullanılabilirliği araştırıldı. Yöntem: Retrospektif olarak 467 vaka alındı. Sağlıklı kontrol grubu yaş ve cinsiyet açısından benzerdi. C-reaktif protein, forse ekspiratuvar volüm-1, forse vital kapasite ve tam kan sayımı yapıldı. Nötrofil-lenfosit oranı ve C-reaktif proteinin alevlenmeyi gösterebilecek en iyi sınır değerini bulmak üzere işlem karakteristiği (ROC) eğrisi analizi yapıldı. Bulgular: İki-taraflı p değerinin 0,05’in altında olması istatistiki olarak anlamlı kabul edildi. Spearman analizi sonucunda, C-reaktif protein ile nötrofil-lenfosit oranı arasında hem stabil (r=0.436, p<0.001) hem de alevlenme (r=0.534, p=0.001) grubunda kuvvetli bir ilişki bulundu. Sonuç: Nötrofil-lenfosit oranı, kronik obstrüktif akciğer hastalığı vakalarında inflamasyonun ve akut alevlenmenin iyi bir göstergesi olabilir. Anahtar kelimeler: Akut alevlenme, kronik obstrüktif akciğer hastalığı, nötrofil lenfosit oranı.
  • Original Article
    Activity-Based Costing Management and Hospital Cost in Patients with Chronic Obstructive Pulmonary Disease
    DOI:10.15197/ejgm.1537
    Objective: Chronic obstructive pulmonary disease (COPD), one of the most important causes of morbidity and mortality worldwide, is an important economic burden due to hospitalizations, incapacity to work, and disability. The present study aimed to demonstrate one-year activity-based costing of services provided by service-providing centers of Yedikule Chest Diseases and Thoracic Surgery Training and Research Hospital, which provides services for a wide region, and to present the share of COPD in this cost. Method: Income and expense cost sheets of the year 2011 of the hospital was reviewed. The activity-based costing system was used for calculations. After the identification of the main service centers's expenses of the hospital,the annual expenditure of each unit was calculated. The cost of COPD patients was calculated based on the expenditures of the units caring for COPD patients. The cost per unit of services like radiography, laboratory and pulmonary function tests was calculated and added to the cost of COPD patients.Results: Annual cost according to the activity-based costing system was found to be 3,839,788.32 US Dollars ($) for COPD patients examined and treated as inpatient (2,531,290.9 $ ) , or at emergency room (586,170.7 $) , or at respiratory intensive care unit (419,282.11$) , or at polyclinics (303,044.5 . It accounted for 19.5% of one-year hospital cost (total annual hospital cost was 20,055,400.8 US Dollars). Conclusion: The rising economic burden of COPD corralates with acute exacerbations. As COPD is a high-cost disease, measures should be of priority to reduce economic burden of the disease. Key words: Chronic obstructive pulmonary disease, activity-based costing, cost, economic burden Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı (KOAH) Olan Hastaların Faaliyet tabanlı Maliyet Yöntemi ile Hastane Maliyeti ÖZET Amaç: Tüm dünyada dünya çapında en önemli hastalık ve ölüm nedenlerinden biri olan kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH), aynı zamanda hastaneye yatışlar, iş göremezlik ve disabilite gibi nedenlerle önemli bir ekonomik yüktür. Çalışmamızda geniş bir bölgeye hizmet veren Yedikule Göğüs Hastalıkları ve Göğüs Cerrahisi Eğitim Araştırma Hastanesinin, hizmet üreten merkezlerinin ürettikleri hizmetlere göre bir yıllık faaliyet tabanlı maliyeti ve KOAH’ın payının gösterilmesi hedeflenmiştir. Yöntem: Hastanenin 2011 yılı gelir ve gider kayıtları incelendi.Hesaplamalar için faaliyet tabanlı maliyet sistemi kullanıldı.Hastanenin esas hizmet merkezleri belirlendikten sonra her bir bölümün yıllık gideri hesaplandı.KOAH’lı hastaların maliyeti Koah hastalarının bakımını yapan ünitelerin giderlerine göre hesaplandı.Radyoloji, laboratuar ve solunum fonksiyon testi gibi her servisin maliyeti hesaplanarak KOAH’lı hastaların maliyetine ilave edildi. Bulgular: Bir yıl içinde yatarak (2,531,290.9 $ ), acil serviste (586,170.7 $), solunum yoğun bakımda (419,282.11$) ve polikliniklerde (303,044.5 ) tetkik ve tedavi edilen KOAH’lı hastaların faaliyet tabanlı maliyetleme sistemine göre yıllık maliyeti 3.839.788,32 $ bulunmuştur. Bu da bir yıllık hastane maliyetinin %19,5’i (yıllık hastane maliyeti 20,055,400.8 US Dollars) olarak hesaplanmıştır. Sonuç: KOAH’ın ekonomik yükünün artışı alevlenmelerle koreledir.Yüksek maliyetli bir hastalık olan KOAH’ta; hastalığın ekonomik yükünü azaltmak için, önlemler öncelikli olmalıdır. Anahtar kelimeler: Kronik obstrüktif akciğer hastalığı, faaliyet tabanlı maliyet, maliyet, ekonomik yük
  • Original Article
    Effect of Urtica Dioica against Doxorubicin-Induced Cardiotoxicity in Rats through Suppression of Histological Damage, Oxidative Stress and Lipid Peroxidation
    DOI:10.15197/ejgm.1567
    Objective: Doxorubicin (DOX) is a highly effective anti-cancer drug with limited clinical use due to its serious cardiotoxicity. Urtica dioica L. seeds (UD), have been widely used in folk medicine, particularly in the therapy for advanced cancer patients, possesses a potent anti-oxidant properties. The goal of present study was to investigate the cardioprotective effects of UD on DOX-induced cardiotoxicity. Method: The rats in the UD treated group were given intraperitoneally 2 ml/kg UD. To induce cardiotoxicity, 30 mg/kg DOX was injected intraperitoneally by a single dose and the rats were sacrificed after 48 h. Results: The present study revealed for the first time a protective role of UD against DOX-induced cardiotoxicity. UD therapy significantly protected against DOX-induced myocardial damage which was characterized by conduction abnormalities, vacuolization, inflammatory cell infiltration, hemorrhages, and myofibrillar disarrangement. As indicators of oxidative stress, DOX caused significantly increase lipid peroxidation and reduction in activities of antioxidant enzymes; superoxide dismutase, glutathione peroxidase, and catalase. UD treatment significantly attenuated DOX-induced oxidative injury. Conclusion: The present study showed that UD might be a suitable cardioprotector against toxic effects of DOX. Key words: Doxorubicin, urtica dioica, cardiotoxicity, oxidative stress, rat Urtica Dioica L.'nın Sıçanlarda Doksorubisine Bağlı Kardiyotosisitede Histolojik Hasar, Oksidatif Stress ve Lipid Peroksidasyon Bakılayıcı Etkileri ÖZET Amaç: Doksorubisin (DOX) son derece etkili bir anti-kanser ilacı olmasına karşın, klinik kullanımı ciddi kardiyotoksik etkiler nedeniyle sınırlı kalmaktadır. Urtica dioica L. tohumları (UD) geleneksel tıpta özellikle ileri evreli kanser hastalarının tedavisinde yaygın biçimde kullanılagelmiştir ve güçlü anti-oksidan özelliklere sahiptir. Bu çalışma UD’nin DOX’a bağlı gelişen kardiyotoksisite üzerindeki kardiyoprotektif etkilerini araştırmak amacıyla düzenlenmiştir. Yöntem: UD-tedavi grubundaki sıçanlara intraperitoneal yolla 2 ml/kg UD verilmiştir. Kardiyotoksisiteye yol açmak amacıyla, intraperitoneal yolla tek doz olarak 30 mg/kg DOX enjeksiyonu yapılmış ve sıçanlar 48 saat sonra sakrifiye edilmişlerdir. Bulgular: Bu çalışmada UD’nin DOX’a bağlı gelişen kardiyotoksisiteye karşı koruyucu rolü olduğu ilk kez gösterilmiştir. DOX kullanımından kaynaklanan ve ileti bozuklukları, vakuolizasyon, enflamatuvar hücre infiltrasyonu, hemoraji ve miyofibril düzeninde bozukluğa yol açan kardiyotoksisiteye karşı UD tedavisi önemli koruma sağlamıştır. Oksidatif stres göstergelerine bakıldığında, DOX tedavisinin anlamlı düzeyde lipid peroksidasyonu artışına ve antioksidan enzimlerin (süperoksid dismutaz, glutatyon peroksidaz ve katalaz) aktivitelerinde azalmaya neden olduğu görülmüştür. UD tedavisi DOX’a bağlı oksidatif hasarı da anlamlı ölçüde azaltmıştır. Sonuç: Bu çalışma UD’nin DOX’un toksik etkilerine karşı kalbi koruyucu etkilerde bulunabileceğini göstermiştir. Anahtar kelimeler: Doksorubisin, urtica dioica, kardiyotoksite, oksidatif stres, sıçan
  • Review Article
    Viridans Group Streptococci and the Oral Ecosystem
    DOI:10.15197/ejgm.1440
    The human oral cavity is the highly selective environment, which can be colonized by certain microbes. Viridans group streptococci are the most common bacterial isolates along with many other aerobic and anaerobic bacteria. S. salivarius is the most common viridians group streptococcus followed by S. mitis, S. sanguis, S. milleri, S. gordonii and S. mutans. The diverse habitat unique to the oral cavity together with a variety of nutrients is supportive to mixed population. These members of the resident oral flora, including viridians group streptococci, are responsible for colonization resistance, i.e., they prevent colonization / invasion by more pathogenic exogenous bacterial pathogens. Disruption of the oral ecosystem may lead to impairment of colonization resistance leading to higher rates of colonization by more pathogenic exogenous bacterial pathogens. Thus, viridians group streptococci normally present in the oral cavity play a significant role in oral health. Keywords: Viridans group streptococci, oral ecosystem, microbial diversity, colonization resistance Viridans Streptekok Grubu ve Oral Ekosistem ÖZET İnsan ağız boşluğu belirli mikropların kolonize olduğu oldukça özel bir ortamdır. Viridans streptokok grubu birçok aerobik ve anaerobik bakteriler ile birlikte en sık görülen bakteriyel türdür. S. salivarius S. mitis, S. sanguis, S. milleri, S. Gordonii ve S. mutans ile birlikte görülen en yaygın viridans streptokok grubudur. Çeşitli besinler ile birlikte ağız boşluğuna özgü ortam bu mikroorganizmaları destekleyicidir. Viridans streptokok grubu dahil olmak üzere yerleşik oral flora daha patojenik eksojen bakteriyel patojenler tarafından kolonizasyon ve invazyonu önleyen kolonizasyon direncinden sorumludur. Oral ekosistemin bozulması daha patojenik eksojen bakteriyel patojenler tarafından kolonizasyona neden olabilir. Böylece, ağız boşluğunda normal olarak bulunan viridians streptokok grubu ağız sağlığında önemli bir rol oynamaktadır. Anahtar kelimeler: Viridans streptekok grubu, oral ekosistem, mikrobiyal çeşitlilik, kolonizasyon direnci
  • Case Report
    Recurrent Hypoglycaemia: an Uncommon Presentation in Sheehan Syndrome.
    DOI:10.15197/ejgm.1457
    Sheehan’s syndrome is a rare but potentially serious postpartum complication. Though most common and early symptoms are lactation failure and amenorrhea, some cases might be relatively asymptomatic which are diagnosed in later years when features of hypothyroidism and adrenal insufficiency predominate. Recurrent hypoglycaemia, due to adrenal insufficiency, though described is a rare complication of Sheehan syndrome. Here we report a case of Sheehan syndrome which presented with recurrent episodes of hypoglycaemia, Key words: Sheehan’s syndrome, hypoglycaemia, hypothyroidism, adrenal insufficiency Malign Servikal Lenf Nodlarinin Ayiriminda ve Yönetiminde Ultrasonografinin Rolü ÖZET Sheehan sendromu nadir fakat ciddi bir postpartum komplikasyondur. En sık ve erken belirtileri arasında laktasyon yetmezliği ve amenoredir. Bazı durumlarda Sheehan sendromu hipotiroidizm ve adrenal yetmezliği özellikleri baskın olduğunda daha sonraki yıllarda tanı konulan asemptomatik olabilir. Adrenal yetersizlik nedeni ile tekrarlayan hipoglisemi Sheehan sendromunun nadir görülen bir komplikasyonudur. Burada, tekrarlayan hipoglisemi atakları ile sunulan bir Sheehan sendromu olgusu bildirildi. Anahtar kelimeler: Sheehan sendromu, hipoglisemi, hipotroidizm, adrenal yetersizlik
  • Case Report
    Cefuroxime Axetil Related DRESS Syndrome (Drug Reaction with Eosinophilia and Systemic Symptoms)
    DOI:10.15197/ejgm.1462
    DRESS (Drug reaction with eosinophilia and systemic symptoms) syndrome is a rare, potentially life-threatening, drug induced hypersensitivity reaction manifested by fever, rash, eosinophilia, lymphadenopathy, and organ involvement especially liver and kidney. The disease is characterized by a long latency period (at least two weeks) between the drug exposure and disease onset. The most commonly reported drugs associated with DRESS syndrome in the literature are allopurinol, and anticonvulsants. We describe a patient presented with eosinophilia, fever, diffuse maculopapular rash, hepatomegaly, and multiple intra-abdominal lymphadenopathies just ten days after initiation of cefuroxime axetil. In our case, we aim to announce the first case report of cefuroxime axetil related DRESS syndrome, and also speculate on the possible association between cephalosporin and DRESS syndrome. Key words: Cefuroxime axetil, DRESS, steroids Sefuroksim Aksetil İlişkili DRESS (drug reaction with eosinophilia and systemic symptoms) Sendromu ÖZET DRESS (Drug reaction with eosinophilia and systemic symptoms) sendromu nadir görülen, potansiyel olarak ölümcül, özellikle karaciğer ve böbrek gibi organ tutulumu ve ateş, döküntü, eosinofili ve lenfadenopati ile karakterize bir sendromdur. İlaç maruziyeti ile hastalığın başlangıcı arasında uzun bir latent periyod (en az iki hafta) ile karakterizedir. Literatürde DRESS sendromu ile ilişkili olduğu en sık rapor edilen ilaçlar allopurinol ve antikonvülzanlardır. Sefuroksim aksetil başlandıktan 10 gün sonra ateş, diffüz makülopapüler döküntü, hepatomegali ve multipl intra-abdominal lenfadenopatilerle prezente olan bir hastayı sunduk. Bu vakada, sefuroksim aksetile bağlı gelişen DRESS sendromunun ilk vaka bildirimini sunmayı ve sefalosporinlerle DRESS sendromu arasındaki muhtemel ilişkiyi tartışmayı amaçladık. Anahtar kelimeler: sefuroksim aksetil, DRESS, steroidler
  • Case Report
    Challenges in Managing Severe Lower Limb Spasticity Associated with Bilateral Hip Joints Subluxation
    DOI:10.15197/ejgm.1475
    Management of severe spasticity in spinal cord injured patients is challenging especially when associated with bilateral hip joint subluxation. A 22-year-old paraplegic girl presented with very severe lower limbs spasticity and unstable hips. She was treated with botulinum toxin a injections to her lower limb muscles. This method of treatment was shown to be effective in a case of severe spasticity with unstable hips. Key words: Botulinum toxin A, hip joints subluxation, spasticity, spinal cord compression İki taraflı Kalça Eklemi Subluksasyonu ile İlişkili Ciddi Alt Ekstremite Spasite Tedavisindeki Zorluklar ÖZET Omurilik yaralanmalarında ciddi spastisite yönetimi özellikle iki taraflı kalça eklemi subluksasyon ile ilişkili olduğunda zordur. Bu olgu sunumunda 22 yaşında paraplejik bir bayan hastada meydana gelen çok ciddi alt ekstremite spastisite ve unstabil kalça sunulmaktadır. Bu hasta botiliyum toksininin alt ekstremite kaslarına enjeksiyonu ile tedavi edildi. Bu yöntemin unstabil kalçası olan spastisiteye sahip hastalarda etkili olduğu gösterilmiştir. Anahtar kelimeler: Botiliyum toksini A, kalça eklemi subluksasyonu, spasite, spinal kord basısı

The journal is currently indexed/included in Emerging Sources Citation IndexCrossRefBioline International, Chemical Abstracts Service, CINAHL Information System, EBSCO, Swets Information Services, Index Copernicus, SCOPUS, EMBASE, Turkiye Citation Index and TUBITAK ULAKBIM Turkish Medical Database.

  • Journal Search - IP & Science - Thomson Reuters
  • SCImago Journal & Country Rank
  • Turk Medline
  • Crossref
  • Scopus
  • Ulakbim
  • Türkiye Atıf Dizini
  • EBSCO
Other Journals